SALİH URHAN (RÖPORTAJ)
Röportajı Yapan: Gül Emekçi (Tarih: 26/04/1999)
Salih URHAN , Teke Yöresi’nin yetiştirdiği önemli halk müziği ustalarından. İsmi kabak kemane olarak bilinen yaylı halk sazıyla ve Alibeyim gurbet havasıyla özdeşleşmiş durumda. Yöresine olan sevgisi ve tutkusuyla bilinen ulu çınarlarımızdan. Kendisinin kaleme aldığı özgeçmişini ve yaptığımız röportajı türkü tutkunlarına aktaralım dedik...
ÖZGEÇMİŞİ:
1926 yılında Burdur’un Yeşilova İlçesi’nde doğdu. İlkokulu burada bitirdi. Babası Ali URHAN da yörenin iyi saz çalanlarındandı. Bu sebeple evlerinde daima bir bağlama bulunurdu. 9 yaşında iken babası su kabağından kendisine bir bağlama yaptı. Bağlama çalmaya bu sazla başladı. 12 yaşındayken yöre türkülerini çalıp söylemeye başladı. 1939 yılında Gönen Köy Enstitüsüne gitti. Okul yıllarında o yılların köy enstitülerinde müzikle ilgili sosyal aktivitelere çok önem verilirdi. Okulda mandolin, akordiyon, ve diğer sazları tanımaya ve çalmaya başladı. Okulda üç yıl müzik kolu başkanlığı yaptı. Okullarında klasik batı müziği ve halk müziği çalınır söylenirdi. 1945 yılında öğretmen olarak Yeşilova’nın Navlu Köyü Başöğretmenliği görevine atandı. Yörenin yerel sanatçılarıyla tanışıp derlemeler yaptı.
1955 yılında yedek subay olarak Erzurum’da askerlik görevini yaptı. Erzurum Halk Oyunları ve Folklor Derneğinde çalışmalar yaptı. 1957-67 yılları arasında Yeşilova Çocuk Kütüphanesi kurucusu ve idarecisi olarak görev yaptı. Bu yıllarda ilçenin çeşitli sosyal ve kültürel etkinliklerinde faaliyetlerde bulundu. 10 yıl boyunca ortaokulun tek müzik öğretmeniydi. 19 şubat 1968 yılında İzmir Yeşiltepe İlköğretim okuluna atandı. İzmir’in değişik orta dereceli okullarında öğretmenlik yaptı. İzmir Türk Ocağı sanat müziği korosunda Keman ve Rebab çaldı. İzmir’e geldikten sonra TRT İzmir Radyosu ile ilişkileri başladı. Talip ÖZKAN ve Hamit ÇİNE ile yöreden de tanıştığı için İzmir’de de ilişkileri devam etti. Radyoda çalışmak en büyük arzusuydu.
1969 yılında radyonun açtığı sınava kabak kemane ile katılarak kazandı. 1970 yılında ikinci tip sözleşmeli olarak radyoda göreve başladı. 1981 yılına kadar hem öğretmen hem de radyo sanatçısı olarak görev yaptı. 1981 yılında öğretmenlikten emekli oldu. TRT kurumunun isteği üzerine kadrolu kabak kemane sanatçısı olarak radyodaki görevine başladı. 1984 yılında şeflik sınavını kazandı. Kadınlar Topluluğu ve Türküler ve Oyun Havaları Programlarını 1992 yılına kadar yönetti.
Kabak kemaneyi yurt içinde ve yurt dışında halk müziği sazı olarak tanıttı ve sevdirdi. İngiltere’de yapılan uluslararası folklor yarışmalarında otantik halk sazları dalında 1979’da birincilik, 1981’de ikincilik kazandı. BBC radyo ve televizyonunda kabak kemaneyi tanıtan 30 dakikalık tanıtım programı yaptı. 1976 yılında İstanbul Devlet Konservatuvarına hoca olarak davet edildiyse de ailevi sebepler nedeniyle gidemedi. 1988-1992 yılları arasında dört yıl boyunca TRT Müzik Dairesi Merkez Denetleme ve Repertuvar Kurullarında görev yaptı. Aynı yıllarda İzmir Radyosu Denetleme ve Nota Tashih Kurullarında çalıştı. Bu süre içinde Gurbet havalarını kaynak ve derleyici olarak kuruma getirdi. Gurbet havalarını çalıp söyleyerek örnekler verdi, notalarını yazdı. 1994’ten bu yana Ege Üniversitesi Devlet Konservatuvarında öğretim görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.
Türk sanat müziği dalında 16 adet şarkı, 3 adet çocuklar için marş, Tekel’in yüzüncü yıl kuruluş marşı, TÜRKİŞ Marşını besteledi. 180’den fazla şiiri, 37 adet TRT repertuvarına girmiş, 60 civarında da repertuvara girmemiş derlemesi bulunmaktadır.
Derlemelerinden bazıları: Aşağı Yoldan Çıktım (3398), Bezirgan Basması (3296), Bir Esmerin Sevdası Var (2796), Deniz İçi Balıklı (3297), Devesi Kater Kater (2434), Haymanalı (2436), Güle Düştüm Gülmedim (2437), Meşesi Meşesi (2423), Suya Giden Alyazmalı (3209), Tahtalıkta Galbır Var (3298), Çatal Çama (3767), Gabardıç (3442), Belin Başı (3439), Alyazma (3441), Yaylaların Ayranı (3440), Kezban Yenge, Altay Oldu.
Sözsüz Ezgiler: Ağır Tavas Zeybeği (365), Bucak serenleri (375, Gelin Ağlatma (175), Serenler Zeybeği (177), Antalya Zeybeği (387), Teke zeybeği (366), Dirmil Efe (173), Hasan Pehlivan (174), Koyundere Zeybeği (379), Gülistan Oyun Havası (377), Seymen Zeybeği (181) gibi ezgileri olan zeybekleri derledi.
Not: Parantez içindeki numaralar repertuvar numarasıdır.
Gurbet Havaları: Adını sevdiğim Avşar Beyleri (5), Alibeyim (29), Akşam Olur Demir Kapılar Kitlenir (23), Ballık Boğazında Vardır Bir Düğün (65).
Bestelerinden bazıları: Toprak (Uşşak), Gözlerin Gözümü Yaktı da Geçti (Rast), Seninle Olmak Ne Güzel (Rast), İstemiyorum Seni (Mahur), Hayır mı derler A Güzel (Karcığar), Sen Değil misin (Hüseyni), Hasretim Gurbete (Hicaz), Güzel İzmir (Hüzzam), Sevgi Hayattır (Hüzzam), Seni Her Gün Bekledim (Hüzzam), Pamukkalem (Hüzzam), Odamda Göz Yaşları (Hüzzam), Teke Çeşitlemeleri (Sözsüz Ezgi).
RÖPORTAJ (01.05.2001)
Röportajı Yapan: Gül Emekçi
-Hocam müzikle ilginize hayat hikayenizde yer vereceğiz o nedenle burada tekrar sormayacağım. İsminiz Kabak Kemane ile birlikte anıldığına göre isterseniz önce kabak kemaneden başlayalım. Bize kısaca kabak kemane hakkında bilgi verir misiniz?
-Türk Halk Sazları içinde yaylı saza olan gereksinim sebebiyle sevilen önemli bir saz oldu, ve yerini aldı. Daha önceleri kabak kemaneye ıklığı denirdi. Daha sonra kabaktan yapılması nedeniyle kabak kemane olarak adlandırıldı. Kabak kemane yaylı sazların en ilkeli, bir bakıma adem babasıdır. Keman geldikten sonra Türk insanı kemanı kabak kemane gibi dizde çalmaya başladı. Kabak kemanenin otantik halk sazı olması sebebiyle halk sazları içinde renk sazı olarak çalmaya başladım. Halk tarafından sevildi ve tutuldu. Türk Halk Müziği topluluklarının vazgeçilmez sazı haline geldi. Konservatuvarlarda ders sazı olarak okutulmaya başlandı ve kabak kemane sanatçıları yetiştirilmesine önem verildi. Son zamanda kabak Kabak Kemane Metodunu yazdım ve şu an yazımı bitti ve yakında yayınlanacak.
-TRT’de uzun süre çalıştınız sizce TRT Türk Halk Müziğinin tanıtımı ve sevdirilmesi konusunda üzerine düşen görevi iyi yapıyor mu? Eskiye göre çizgisi nasıl?
-TRT’de 26 yıl çalıştım. TRT Denetleme Kurulunda dört yıl üyelik yaptım. Geleneksel çizgisini devam ettirdiğine inanıyorum. Ancak son yıllarda türkülerin hızlı okunması sebebiyle otantizmin bozulmasını bir sakınca olarak görmekteyim. Bunun dışında diğer TV kuruluşlarından farklı olarak TRT bu misyonunu yerine getiriyor.
-Müzik piyasasında türkü okuyan sanatçıların yöresel tavırdan farklı okumaları sebebiyle türkülerde bozulmaların olduğu bir tartışma konusu. Sizce türküler yöresel tavrı dışında okunmalı mı? Örneğin pop, rock tarzında okunmasına nasıl bakıyorsunuz?
-Türkülerin bozulması beni çok üzüyor, rencide ediyor. Düşünün ki tarihi bir sarayın duvarlarını yıkıp yeniden yapıyorsunuz, yeniden boyuyorsunuz. O saray eski özelliğini gösterebilir mi? Ancak yeni bestelenen bir şarkıda değişiklik yapılabilir, ona karşı değilim. Rahmetli Nida Tüfekçi “yapma gül de güldür ama kokusu yoktur, doğal gül nasıl kokuyorsa yöresel yorumla okunan otantikliğini koruyan bir türkü de işte öyle kokar.” derdi. Zannederim bu söz çok açıklayıcı.
-Konservatuvarda öğretim görevlisisiniz. Gençlerin Türk Halk Müziğine sevgisi nasıl? Öğrencilerden beklediğinizi alabiliyor musunuz?
-Türk Halk Müziği eğer gerçek hocalardan verilirse gençlerin bu müziği sevmemesine imkan yok. Sevdirmeyi bilmek lazım. Bir çok öğrencim TRT’de sanatçı olarak görev almakta, bazıları da müzik öğretmeni olarak bizim görevimizi devralıyor. Gençlerdeki halk müziğine karşı ilgiyi görüyorum. Onlardan umutluyum.
-Son zamanlardaki bir uygulama ile Konservatuvarlardan öğretmenlik hakkı kaldırıldı. Konservatuvar öğrencileri bu durumdan biraz rahatsız. Sizce bu uygulama doğru mu?
-Bu kararı yanlış buluyorum. Beş yıl müziğin alfabesini okuyan yetenekli bir insana formasyon dersi de verdiniz mi en iyi müzik öğretmenini yetiştirirsiniz. Formasyon derslerinin biraz daha ağırlıklı olmasıyla gayet rahat öğretmenlik yapabilirler. Burada sanatçı ya da öğretmen yetişir. Eğer öğretmen yetişecekse ona göre program hazırlanır, öğretmen olacak öğrenci o programa devam eder. Sanatçı yetişecekse onun programı daha farklı olur. Örneğin bir bağlama sanatçısının yetişmesi için en az haftada 15-16 saat uygulamalı bağlama dersi verilmeli.
-Teke yöresinin merkezini Burdur olarak biliyoruz, ancak bazı müzisyenler Burdur türkülerini diğer yörelere mal ediyorlar, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
-Teke yöresi denince Denizli’nin Acıpayam ilçesi, Çameli, Gölhisar, Burdur, Antalya’nın bir kısmı akla gelir. Dinar ve Isparta’ya uğramaz. Muğla, Gölhisar’a doğru Altınyayla ile iç içe bir yaşama sahip olduğundan teke yöresinden etkilenir. Muğla yöresinde aslında kıvrak hava yokken teke yöresinden etkilenmiştir.
-Tek yöresi folklorunun tanıtımında büyük katkılarınız oldu. Sizce teke yöresi türküleri Türkiye’deki müzik yapısında yerini tam olarak aldı mı?
-Teke yöresi türküleri halk müziğimizdeki yerini almıştır. Bu tanıtım da 1970’ten sonra oldu. Bu yıllarda Talip ÖZKAN, Ahmet YAMACI, Hamit ÇİNE ve Salih URHAN’ın katkıları çok büyüktür. Teke yöresi otantikliğini halen korumaktadır. Bunun sebebi de coğrafik yapıdan ve insanlarının geleneklerine olan tutkularından gelmektedir. Yöre coğrafi olarak kapalı bir bölge olduğundan müziğini değiştirecek güçte dışarıdan etki olmamıştır.
-Burdur’lu sanatçıları çalışmalarında yeterli buluyor musunuz?
-Burdurlu sanatçılar yörelerini okuyorlar ancak, gurbet havalarında bazı yozdurmalar olabiliyor. Bu bakımdan biraz şikayetçi sayılırım. Sanatçılarımız gurbet havalarını kaynağından araştırıp dinleyerek, yorumlarını ona göre yapsalar daha iyi olur. Gurbet havalarının müziğimizde önemli bir yeri vardır, okunması özellik ister.
-Teke yöresi folklorunun tanıtımı için sizce daha başka neler yapılabilir?
-Yöresel derneklerin yöre folklorunu tanıtıcı faaliyetlerini artırmaları gerekiyor. Basın yayın yoluyla halkı bilgilendirebilirler. Sanatçıların kaset çalışmalarına güçlü firmalar destek verebilirler.
-Son olarak Sanatçı ve sanatçı adaylarına, Burdur’lu hemşehrilerinize bir mesajınız var mı?
-Yeni sanatçılara diyorum ki; Türküler geçmişten geleceğe uzanan bir köprüdür bu köprüyü yıkmasınlar, daha da uzatsınlar. Hemşehrilerimden de yöre kültürümüze ve folklorumuza sahip çıkmalarını diliyorum.
-Hocam verdiğniz bilgiler ve sıcak muhabbetiniz için çok teşekkür ederiz.
-Estafurullah, görevimiz. Başarılar dilerim, her zaman beklerim.