Röportajı Yapan: Mehmet ÇOLAK, Karahallılar Vakfı Haber Bülteni (Şubat 2007) (www.karahallilarvakfi.com)

 

Önce internette gördüm Gül Emekçi adını ve web sitesini. Sonra bir iki gazetede gördüm haberlerini. Konserler veriyor, TV ve gaztede çıkyor bazen. Nereli olduğunu merak etmemiştim. Kimi Burdurlu kimi de Uşaklı diyordu.

Geçen ay İzmirdeydim. İzmir İl Emniyet Özel Güvenlik Şube Müdürü Tamer Dönmez'i makamında ziyaret etmiştim. Biraz sonra başka ziyaretçiler de geldi. Gelenler Bekiköylüydü. Sohbetimiz uzadı. Emekli astsubay Mümin Postal, sevinerek ve gururla Gül Emekçi adından bahsediyor "Gül Emekçi Bekiköylü'dür. Babası benim arkadaşımdır" diyordu. İnanamıyordum.

İstanbul'a dönüşte internette tekrar taradım. Gül Emekçi'ye ulaşma imkanı yakaldım.

Mail ve telefon aracılığı ile görüştüm. Çok sıcak kanlı, mütevazi ve hemşeri düşkünü bir kızımız. Kendisini tanıtmak ve bir röportajını gazetemizde yayınlamak istiyordum. Memnuniyetle kabul etti. İşte size Gül Emekçi ile sanal ortamda yaptığımız görüşme ve röportaj.

 

 

"Bekiköy denince aklınıza neler geliyor? Neler anlatırsınız?"

 

Bekköy Karahallı’ya yaklaşık 10 km. kadar mesafededir. Köyde yakın tarihe kadar hiç su yoktu. İnsanlar ev çatılarına kurdukları yağmur birikintilerini toplayan düzeneklerle evlerinin bahçelerine yaptıkları derme çatma beton depolarda içme ve kullanma suyu biriktirirlerdi. Bir de köyün yakınına yağmur sularının toplandığı, yere kazılarak yapılmış, bütün köyün ortak kullanımına açık, mahzen şeklinde, MÜLKE denilen bir yer vardı. Çamurlu haldeki sular kova ve plastik bidonlarla evlere taşınıp kullanılırdı. İçinde börtü böcek dolu bu sular aynı zamanda içme suyuydu. Köylüler bu suyu içmeye alışık ama gel de iç içebilirsen. Güleriz ağlanacak halimize…

 

Çocuğun en sevdiği şeylerden birisi de su ile oynamaktır. Biz ilçede büyüdüğümüzden suyun değerini bilmezdik. O yüzden Mülke’ye gidip suyla oynamak isterdik. Büyükler suyun kirleneceğinden mi yoksa içine düşüp boğulacağımızdan mı nedir bize “sakın Mülke’ye gitmeyin orada UZUN KIZ yaşıyor sizi yutar” diye korkuturlardı. Bu yüzden çocuklar arasında kulaktan kulağa bir Uzun Kız Efsanesi bile doğdu.

 

Aslında köyde benim yakın akrabam kalmadı ancak orada dedemlerin evi var ve yazları orada geçirirler. Biz de mutlaka en az birkaç günlüğüne bütün sülale orada toplaşırız. Bir gün babam dedeme “baba şu bahçedeki su deposunu kaldıralım, artık çeşme var, sırıtıp durmasın orta yerde” dedi. Dedem de “ vasselam, dursun bakam oğlum be bir işe yarar” deyip geçiştirdi. Sen gel akşam üstü sular kesilsin. Dedem “aha gördün mü bak nişicez şindi, çeşmeye güven mi olur”. gülüştük… Su korkusu…

 

Tüm bu zor şartlara rağmen köyümüzün insanları o kadar mutludur ki buna şaşmamak elde değil. Herkes birbirine espri ve şaka yapmaktan zevk alır. Koca koca adamlar birbirlerine çocuk gibi laf eder gülüşürler. Herkes güler yüzlüdür. Okul yüzü görmemiş insanlar çok ileri görüşlülerdir. Kimse kimseye kötü gözle bakmaz.

 

"Karahallı hakkında neler söylemek istersiniz?"

 

Karahallı büyük ilçe bizim için. Karahallı da medeniyet var. Aslında köye topu topu 10 km. ama illaki yaşanır ilçeye gitme telaşı. Birisi Karahallı’ya gitsin bütün çor çocuk ben de gideceğim diye toplaşır. Karahallı’nın içinde fazla zaman geçirmedim ama çocukuğumda bakkaldan bir şey isteyince köyde bulunmaz “hadi Karahallı’dan alıp gelem” telaşı yaşanırdı. Öyle ıvır zıvır için de Karahallı’ya gidilmez ki…özellikle bayram arefelerinde babaannem bizi alıp Karahallı’ya kıyafet almaya götürecek oldu mu dünyanın en mutlu insanları biz olurduk, kardeşlerim ve kuzenlerimle beraber…

 

Bir de bizim oralar kurak olur. Üzümü’nün tadı keskindir, kavunu büyümez ama tadı çok güzeldir. Bir de gıllik domatesi var bilir misiniz bilmem. Şimdi büyük marketlerde kaseler içinde, hap gibi hormonla küçültüp lüks sebze diye pahalıya satıyorlar. Bizim köyde o domateslerden doğal olarak çok olur. Erik gibi küçük küçük, tadı muhteşemdir. Her yaz köye gidince o domatesten mutlaka toplayıp getiririm

 

Bir de unutmadan bizim oralarda Sepetçioğlu türküsü çok çalınır oynanır. Övünmek gibi olmasın bizim sülalede de tüm torunlar dahil bu oyunu oynayamayan yoktur.

 

Memleket ve özellikle köyle ilişkilerim oldukça iyidir. Televizyona çıktığımda köy kahvesinde köyce köy toplanıp izliyorlarmış. Hatta  internet siteme köyden bile mesaj atanlar oluyor.

 

"Bekiköydeki ailenizden ve büyüklerinizden söz edebilir misiniz?"

 

Bizim sülalenin ismi “ŞEDDEKLER” olarak bilinir. Babam Ramazan MERCAN’ın oğlu Hasan Ali MERCAN. Köyümüzde genelde her evde Almanya’da çalışan vardır. Dedem de bir zamanlar Alamanya akıntısına kapılanlardan. Yıllarca tek başına Almanya’da çalışıp sonra emekli olup döndü ve Uşak’a yerleşti. Benim anılarımda en büyük yeri tutan kişi bizi büyüten CENNET EBEM’dir . Cennet Ebem bundan üç yıl önce 100 yaşlarında öldü. Köyün en büyüğü ve en saygı duyulan insanıydı. Sivaslı’da ilkokul okurken annem ve babam çalıştığı için kardeşlerimi ve beni o büyüttü.

 

Cennet Ebem’in bütün sülalede doldurulamaz bir yeri vardır. Ona ayrı bir yer açmak gerek. Babaannemin annesidir. Eşi 20’li yaşlarda Kütahya’da askerlik yollarında bir hastalıktan dolayı ölmüş. O zaman Cennet ebem iki küçük kızı ile hayatta gepe genç tek başına kalmış. Ancak bir daha evlenmemiş, hayatla tek başına mücadele etmiş. Kızlarından birisi evlendikten sonra doğum sırasında ölmüş. Diğer kızından iki kız, üç erkek toplam beş torunu olmuş ve onlardan da bizler olmuşuz. Köyde onun etrafında toplandığımızda bizi gururla hiç bıkmadan seyreder; hayatındaki en mutlu anları yaşardı. Birisi geldiğinde “bak bunna va ya bunna, hebiciği benim, bitek gızdan oldu bunna, ne gada heleşelile demi” derdi. Cennet ebem çocuklarının üstüne titrer, üstlerine başlarına, davranışlarına çok dikkat ederdi. Gururlu ve çok güçlü bir kadındı. Bize “üstünüz başınız temiz; arabanız ak olacak” derdi hep. Hatta onu sevindirmek için sülalede bir beyaz araba sevdası bile vardır. Köyde ve köye gelen herkes mutlaka onun elini öpmeye gelirdi. Yaşlı küçük gözleri ve yüzündeki kırışıklıklar bir tarih gibiydi. Şuurunu ve bilincini ölene kadar hiç kaybetmedi. Onu hala mezarında ziyaret eder ve anarız.

 

"Gül Emekçi kimdir? Sanat yaşamınız ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?"

 

Evet. Bu arada memleket sevdasından işimizi unuttuk… Uşak Sivaslı ilçesinde doğdum. İlkokulun bir bölümünü burada okudum. İlkokul öğretmenim Yusuf AKMAN’dı. Daha sonra babamın Adıyaman’a tayin olması üzerine annemin memleketi olan Burdur’a gitmek durumunda kaldık. Annemin tayini Burdur’un bir köyüne çıktı… Ben de ilkokulu köy okullarında okudum. O yüzden köy öğretmenlerini ve köy çocuklarını; daha doğrusu köylüyü ve köy hayatını çok severim ve onları çok iyi anladığımı sanıyorum. Daha sonra Burdur merkeze yerleştik. Orta ve lise öğrenimimi orada tamamladım.

 

Burdur’un çok iyi bir müzik kültürü vardır. Teke yöresi olarak bilinir ve Teke Müziği olarak kendine has bir müzikal yapısı vardır. Hem halk oyunu hem de türküler olarak insanları müziklerini çok benimsemişlerdir. Hemen herkes teke zortlatması denen halk oyununu oynar. Bağlama çalan çoktur. Özellikle bu yörenin müziği ve kültürü ile ilgilenmiş yaşlı kişilere çok büyük saygı gösterilir, adlarına festivaller, sempozyumlar düzenlenir. Bu yönüyle Burdur’u çok sevdim. Müzik sevgim de oralarda başladı. Müzik hayatımda Burdur’un önemli bir yeri vardır. Burdur’a çok konsere gittim. Bu yüzden Burdur’lular da beni kendi sanatçıları olarak bilir ve görürler.


1992 yılında Ege Ün. Devlet Konservatuvarı Ses Eğitimi (şan) bölümüne girdim. Burada öğrenciyken kazandığım TRT İzmir Radyosu’nda sözleşmeli ses sanatçısı olarak 5 yıl çalıştım. Daha sonra bazı nedenlerden dolayı TRT den ayrıldım ve müzik öğretmenliği yapmaya başladım. Bu sırada 2004 yılında Ege türkülerinden oluşan “SAKLI TÜRKÜLER” isimli albümü çıkardım. Albüm de Celal Vural ve Sümer Ezgü gibi isimlerle de birlikte çalıştık. Özellikle Ege ve Akdeniz Bölgesinde birçok ilde konserlerim oldu. Ancak Uşak yakınlarında bundan birkaç yıl önce sadece Çivril de bir festivale katıldım.

 

Şu sıralar yeni albümün kayıtları İstanbul’da tamamlandı. Anadolu’nun değişik yörelerinden 12 türküye piyasadaki albümlerden farklı olarak çok özel düzenlemeler yapıldı. Albümdeki düzenlemelerden dolayı özellikle yurtdışındaki yabancı müzikseverler tarafından ilgi göreceği bekleniyor.

 

Albüm projesi kapsamında firmam tarafından İstanbul dahil bazı yerlerde salon konserleri düşünülmekte. Hatta bu konserlerden birini de Uşak’ta yapmak isterdim. Bunların yanında benim özel olarak gittiğim konserlerim de oluyor. Şu an kış mevsimi olduğundan fazla bir yoğunluk yok, ancak Mart’tan sonra gelen teklifler doğrultusunda eğer organizasyonlarda sorunlar çıkmazsa sanırım Avusturya, Hollanda ve Almanya’da konserlerimiz olacak.

 

Gazetenizin sıcak ilgisiyle, hemşehrilerimle diyalog kurmamı sağladığınız için teşekkür ederim. Sizin aracılığınızla tüm Karahallı ve Bekköy halkına selamlarımı sunarım.

 

www.gulemekci.com adlı internet sitesinden beni izleyebilirsiniz.

Saygılarımla …

Gül EMEKÇİ