Röportajı Yapan: Kadri Karahan (Kasım 2005) (www.kadrikarahan.net)
-
Sayın Emekçi, müzik ile türküler ile ilk tanışıklığınızı sormak istiyorum size
öncelikle. Bu yolculuk ilk nasıl başladı, nasıl tanıştınız ezgilerle?
GE: Türkülerle tanışmak… Bizim memlekette genelde türkü dinlenir.
Düğünlerde hep yöresel türküler söylenir ve oynanır. Yöresel kasetler arabaların
teyplerinden eksik olmaz. Doğdu doğalı tanışıklığım vardır zaten. Ancak müziğe
olan ilgimi ve okuma yeteneğimi keşfeden çevrem olmuştur. Nerede bir etkinlik
olsa çocukluğumdan beri hep sahneye sürüklenmişimdir. Okul etkinlikleri, halkevi
etkinliklerinde hep solisttim. Bu süreç konservatuvara ve TRT'ye kadar devam
etti ve hala devam ediyor. Aslında utangaç biriyimdir. Çocukluğumda beni çok
zorladıklarında perdelerin arkasına gizlenerek türkü söylerdim. Dost
ortamlarında hiç türkü söylemem, hatta evde bile… Buna karşılık sahnede
utangaçlığım geçiyor. İlginç bir şey.
- Biyografinizi okuduğumuzda TRT İzmir radyosunda görev aldığınızı
ve daha sonra müzik öğretmenliğine atandığınızı öğreniyoruz. Radyo
çalışmalarınız halen devam ediyor mu ya müzik öğretmeliğiniz? Çalışmalarını ne
şekilde sürdürüyorsunuz şu an?
GE: Konservatuvarda okurken sözleşmeli olarak TRT'ye girdim yaklaşık
5 yıl solist olarak görev yaptım. TRT deki dönemin ilk yılları benim için staj
dönemi gibiydi. Konservatuvarı bitirince öğretmenliğe başladım.
İnsan bir taraftan da bir hayat garantisi istiyor, o nedenle TRT'yi biraz
aksattım ve ikisini birlikte yürütemedim. Bu konuda herhangi bir tolerans ta
göremedim. TRT politik bir kurum, belki o yüzden ayak uyduramamış ta olabilirim.
Çünkü ben politik bir kişiliğe sahip değilim. Olduğum gibiyim işte… Ancak
TRT'den ayrıldıktan sonra müzik adına daha fazla şey yapmaya başladım. Bu
durumun benim üretkenliğime katkısı bile oldu diyebilirim. Ancak piyasada iş
yapabilmek gerçekten zor. Bir kere kendinizi fiziksel ve zihinsel olarak güçlü
tutabilmeniz için gerekli maddi desteği bulmanız gerekiyor. Eğer o gücünüz varsa
dilediğinizi yapabilirsiniz,r bulamazsanız hiç birşey yapamazsınız.
TRT ile ilişkilerim kurumsal olarak hemen hemen hiç yok, sadece
bazı sanatçılarla kişisel diyaloğum var. Şu an müzik çalışmalarımı serbest
olarak yürütüyorum. Müzisyen dostlarım var. Kültür Bakanlığı sanatçısı olsun,
TRT sanatçıları olsun diyalog halinde olduğum sanatçılar var. Bu işleri piyasada
profesyonelce yapan insanlar var. Onlarla bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Bir
açılım her zaman vardır.
- Ve ardından ilk albümünüzü yayınladınız. Neden ağırlıklı olarak
Ege türküleri örneğin? ‘'Saklı Türküler'' ismini verdiğiniz bu ilk albümünüz
için neler söyleyebilirsiniz? Kimlerle ve ne kadar çalışıldı üstünde ve nasıl
karşılandı dinleyicide?
GE: Ege benim doğduğum kültürün adı. Ben yörük kültüründen gelmeyim.
Türk halk müziğinde bir sanatçı öncelikle kendi yöresini iyi bilmeli ve
uygulamalıdır. Ben de kendimi yöremde güçlü hissediyorum. Bir de piyasadaki
albümlere baktığımızda genelde deyiş tarzı ve doğu kültürü özellikleri taşır.
Özellikle doğu kökenli sanatçılarımız deyişleri ulusal albümlerle çok güzel
lanse ettiler ve sahip çıktılar. Aynı zamanda yöre insanı da sahip çıktı ve
gündemde kalmasında etkili rol oynadı. Çok güzel bir dayanışma. Bizim ege
türküleri ise birkaç sanatçı dışında ulusallaşamadı, yöresel kaldı. Doğulu
sanatçıların kasetlerini Ege'de bulursunuz, ancak Egeli sanatçıların kasetlerini
doğuda bulamazsınız. Bu sebeplerden dolayı öncelikle ege türküleri üzerinde
durmak istedim. Gerçekten çok büyük bir derya. Çorbada bir tuzumuz olsun
istedim.
Ege türkülerinden oluşan “Saklı Türküler” isimli albümümde
yönetmenim Celal Vural ile birlikte çalıştık. Kendisinin batı müziği bilgisi de
oldukça iyidir. Aynı zamanda bağlamada Ege tavrını çok iyi kullanan birkaç
sazdan birisidir. Yaklaşık 1.5 yıl gibi bir süreçten sonra albümü bitirdik. Bu
süreç içinde vokal ve düet olarak Sümer Ezgü katkı yaptı. Bunların yanında Halil
Çokyürekli, Özgür Çelik, Turgay Yılmaz, gibi önemli sazlarla birlikte çalıştık.
Albüm yapmanın değişik yolları var. Ancak albümümde repertuvar
seçimi olsun altyapılarda yönetmenimle olan düşünce birliği olsun kendi
emeklerim var. Kimsenin zorlaması ile albüm yapmadım. Kendi belirlediğim tarzda
bir çalışma yaptım, günahıyla vebaliyle kendi ürünüm. Yankı Müzik firması da
bunu böyle kabul etti ve pazarlıyor.
- Bu albümünüzde derleme türküler ağırlıklı ve siz bu tarz
türkülere ilginiz olduğunun altını çiziyorsunuz? Bundan sonraki albüm çalışmanız
yine bu yönde mi olacak ve en yakın hangi tarihlerde dinleyeceğiz bu albümünüzü?
GE: Türkü bu toplumun gerçek müzik kültürü. Derlemeleri diğerlerinden ayıran özellik hiçbir yapaylığın olmamasıdır. Beste yapmak için yapılmamıştır.
Tamamen doğaldır. Hatta anonimleşen ve klasikleşen türkülerde bu daha da
belirgindir. O yüzden derlemelerin yeri ayrı. Ancak insan bir süre
sonra yeni arayışlara giriyor. Farklı tınılar arıyor. Anonim türküleri
yorumlamanın yanında söz ve melodi olarak kendine has bir şeyler üretmek
istiyor. Böyle olunca ister istemez bir açılım oluyor. Bu doğrultuda ileride
benim iç dünyamı anlatan, içinde kendimi bulduğum, Anadolu motifleriyle süslü,
tam türkü formunda olmasa da türkü formuna yakın besteleri okuma ihtimalim de
var. Bu konuda arayışlarım var. Ancak bu dinleyici ile ne zaman buluşur
bilemiyorum.
- Yurtiçinde olsun yurtdışında birçok konser ve etkinlik
organizasyonunda görev aldınız? Nasıl tatlar ile ayrıldınız bu ortamlardan?
Yakın zamanda böyle bir buluşma var mı dinleyicinizle, konser çalışmalarınızdan
bahsedebilir miyiz bu noktada?
GE: Bir sanatçı için gerçek ölçü canlı performanstır. Halk ya da
salon konseri niteliğindeki performanslar sanatçı-dinleyici bağının en kuvvetli
olduğu anlardır. Bu nedenle benim de en çok sevdiğim bu tarz konserler. Bizde
genellikle yaz aylarında festival konserleri olur. Kış dönemi ölü dönemdir. O
nedenle şu sıralar bir konser etkinliğimiz yok. Salon konserleri ise eskisi
kadar rağbet görmüyor maalesef. Salon konserleri maddi olarak biraz pahalı
oluyor. İnsanlar bütçelerinden pek fazla para ayıramıyorlar. O nedenle de
organizatörler gençliğin eğlenme arzusuna yönelik olmayan konser
organizasyonlarına çok fazla girmiyorlar açıkçası.
- Günümüz popüler müziği içerisinde türkülerimizin yerini nasıl
görüyorsunuz? Son yıllarda türkülere özellikle artan ilgi ve sevgiyi siz nasıl
değerlendiriyorsunuz? Türküler dışında sizin diğer müzik tarzları ile aranız ne
şekilde ve türkülerde olsun bu yönde siz kimleri severek dinliyorsunuz ?
GE: Şu an THM yine de tam anlamıyla hak ettiği yerde değil. Türkü
diye dinlenen eserlerden kaç tanesi klasik THM eseri!.. Asıl türküler hala
saklı. Kulağa çabuk yerleşen, basit melodili eserler gündeme geliyor. Ya da
beste diye uydurulmuş ve araya espri katılmış bazı müzikler gündeme oturuyor.
Ancak toplumun türkülere ilgisi de doğal olarak var.
Fark edilen bu ilgi ticari olarak ta kullanılmaya başlandı.
Yarışmaları görüyorsunuz. Ancak genç umutlar oralarda tüketiliyor. Yarışmacıları
değerlendirenler sanatçı olarak lanse edilirken aralarında sanatçı karakterinde
olanlar da sıradan bir yarışmacı olarak harcanıyor ve umutlar da orada bitiyor
bence. Neyse başka konulara daldık galiba…
Elbette benim de dinlediğim kasetler ve sanatçılar var. Yorum
olarak değil ama karakter olarak örnek aldığım insanlar var. Screet Garden,
Lorenna Mckennet dinlediğim yabancı albüm ve sanatçılar. Yerlilerden ise Edip
Akbayram, Kardeş türküler ile birlikte Ferhat Livaneli altyapılı albümleri
sayabilirim. Bunun yanında klasik türkü okuyan sanatçılardan ise okuduğu
türkünün hakkını verenleri, özellikle bana orijinal örnek olması bakımından
dinlerim. Bunlar yöresel sanatçılar ve TRT sanatçıları olarak sayamayacağım
kadar fazla.
- Bir web siteniz var ve sanal ortamda da dinleyicilerinizle
buluşuyor çalışmalarınız? Örneğin söyleşiler ve makaleler yer alıyor sitenizde
yine eğitim üzerine birikimlerinizi paylaşıyorsunuz. Site çalışmalarınız nasıl
başladı ve nasıl gidiyor? Sevenlerinizle böylesi bir buluşma sizde ne gibi
tatlar bırakıyor?
GE: İletişim çok önemli. Günümüzde iletişim kanalları ticari bir güç
olarak belli kişilerin elinde. Eğer onların sanatçısı değilseniz ya da onların
çıkarları sizin üzerinizde kesişmiyorsa başka iletişim kanallarını kullanmak
durumundasınız. Bazı TV kanalları da maalesef “KÖRLER SAĞIRLAR BİRBİRİNİ
AĞIRLAR” mantığı güdenler tarafından parsellenmiş durumda. O nedenle internet ve
web sitesi önemli bir iletişim kaynağı. Hele benim gibi İzmir'de oturuyorsanız
medyadan uzaksınız demektir. Webin önemi daha da artıyor. Bu yolla milyonlara
ulaşabiliyorum. İnsanlar internetten takip edebiliyor, hakkımda kolayca bilgi
sahibi olabiliyor. Bir yere konuk olduğunuzda akıllı sunucular web sayfanızı
açıp hakkınızda istediği bilgiyi alıp bilgi edinebiliyor ve ”efendim kendinizi
tanıtır mısınız?” şeklindeki amatör soruları yöneltmiyorlar. Böylece ayrıca
insanlarla paylaşmak istediğim konular oluyor. Bu anlamda web sitesi iyi bir
yansıtıcı durumunda ve iyi bir iletişim seçeneği. Web işlerinden ben pek
anlamıyorum ancak gelen mesajlara mutlak cevap vermeye çalışıyorum. Sitede
yazılarım yayınlanıyor. Demo müzik örnekleri olsun, beni bilgilendiren ve
yönlendiren anketler olsun oldukça faydalı şeyler. Ve 3-4 yıllık bir mazisi
olmasına karşın 10.000 in üzerinde mesaj aldım. Bu ilginin göstergesi olarak çok
önemli bir şey. Bu yolla kurduğum dostluklarım ve üretmeye çalıştığım projelerim
bile var. Bu arada gulemekci.com'a tüm müzikseverleri beklerim.
- Bir gününüz nasıl geçiyor mesela ve müziğin dışında diğer sanat
dallarını takip edebiliyor musunuz?
GE: Aynı zamanda iyi bir dinleyici de olmaya çalışıyorum. Zaman zaman
sinema… Arada bir yazılar yazıyorum, düşüncelerimi insanlarla paylaşmaya
çalışıyorum. Söz , şiir gibi denemelerim oluyor. Onun dışında müzisyen
arkadaşlarla sohbetlerimiz ve yeni projeler üzerine konuşuruz. Bunların dışında
herkes gibi normal bir hayatım var.
- Size çalışmalarınızda başarılar dilerim, söyleşimiz için çok
teşekkür ederim. Nice güzelliklere.
GE: Ben teşekkür ederim. Umarım faydalı bir söyleşi olmuştur.
KASIM 2005
www.gulemekci.com